24 Nisan 2011 Pazar
İlginç Efsaneler
"Marlboro Nasıl Tutuldu?"
Marlboro firması ilk kurulduğunda işleri çok kötü gidiyomuş. Şirket iflasın eşiğindeyken bi' adam gelmiş, “Satışları bir ayda 3 katına çıkarırım ama bunun karşılığında da şirketin yarısına ortak olurum. Yok çıkaramazsam ömrümün sonuna kadar fabrikada bedava tütün sararım” demiş.
Malboro’non sahipleri zaten çıkmaz sokaktaymış, “Bi' haftaya kalmaz batıcaz, kaybedicek neyimiz var ki” diyerek kabul etmişler teklifi. Adamın bunlardan tek isteği binlerce boş Malbora kutusuymuş. Zaten depoda milyonlarcası varmış, talebini karşılamışlar hemen. Sonra bizimki bütün paketleri tek tek ezmiş ayağıyla, gece 12’den sonra da hepsini uçaktan bütün Amarika’nın üstüne atmış.
Sabah millet uyanınca bi bakmış ki her tarafta boş Marlboro kutuları. “Yav, bu sigara bu kadar çok içildiğine göre vardır bi' hikmeti” diyerek tekel bayilerine akın etmişler. Şirket o ay 3 değil 5 katı satış yapmış. Taabi bizim adam da şirketin yarısına ortak olmuş. O kişi de Philip Morris’in ta kendisiymiş.
"Citroenin Amblemi"
Citroen'i kuran herifin kızı arabası devrilince ölmüş. Adam da hırs yapmış, "Ben hiç devrilmiycek bir araba yapıcam" demiş ve pnömatik süspansiyonu icat etmiş. Sonra da arabayı devirecek olana ödül vaadetmiş. Accayip bi paraymış ödül. Memleketin her tarafında millet Citroen’i devircem diye uğraşmış. Sonunda bi çavuş devirmeyi başarmış ama o da adamın kızı gibi ölmüş. Şirketin sahibi böyle bi yarışma açtığı için köpek gibi pişman olmuş. Hemen adamlarına emir vermiş, Citroen'in amblemi çavuşun anısına “ters duran çavuş pırpırı” olmuş.
Bi zamanlar Mercedes 302, seyahat firmalarının göz bebeğiydi. Hatta bilet alırken “Araba 302’mi aceba?” diye sormak adetten olmuştu. İşte bu geyik o dönemde çok anlatılıyodu: Mercedes firması 302’yi piyasaya sürdükten sonra fabrikasının kapısına dev harflerle şöyle bi tabela astırmış: “BUNDAN İYİSİNİ ALLAH YAPAR"
"Kav Kibritleri Nasıl Kurtuldu?"
Ünlü Kav kibritlerinin satışı müthiş derecede düşmüş. Firma artık zarar etmeye başlamış. Ne yaparlarsa yapsınlar satışı arttıramıyorlarmış. Sabah akşam toplantılar yapıp bir çıkış yolu arıyorlarmış.
Satış departmanında işe yeni başlayan, üniversiteden yeni mezun bir genç, "Ben bunu hallederim. Hatta kâra bile geçersiniz" demiş. Ciddiye almamışlar tabii. Aralarında, "Yeni yetme bir çocuk mu bizi kurtaracak?" diye konuşmuşlar.
Ama işler daha da kötüye gidince başka çareleri kalmamış. Mecburen kabul etmişler. Çocuk hemen işe koyulmuş. Ve bir ay sonra satışlar gerçekten de dörde katlanmış!
Genç satışçı bunu şöyle bir numarayla başarmış: İmalatta, kibritlerin durduğu kısmı (yani çekmeceyi) ters yerleştirtmiş. Böylelikle kutu Kav yazan yer yukarıda tutularak açıldığında çekmecenin içindeki tüm kibritler yere saçılıyomuş! İnsanlar da dağılan kibritleri eğilip tek tek toplamak yerine zaten ucuz olan kibritten bir tane daha alıyormuş.
Doğru Bildiğimiz Yanlışlar
Çin Seddi hakkındaki yanlış bilgiler;
1. Çinliler'in Türkler'den korunmak için yaptıkları bir yapıdır.
2. Yekpare bir yapıdır
3. Uzaydan görülebilen insan eliyle yapılmış tek yapıdır.
Çin Seddi hakkındaki doğru bilgiler;
1. Çin Seddi, yalnızca Türkler'den korunmak için değil, köylülerin set inşaatında çalıştırılarak ayaklanmalarının engelleneceği de düşünülmüştür.
2. Çin Seddi deyince herkesin aklına tek bir sur gelse de, aslında Çin'in kuzeyi farklı farklı hanedanlarca inşa edilmiş pekçok farklı sur tarafından bölündü. Ejderha kuyruğu gibi kıvrılarak uzanan Çin Seddi yekpare bir değil, birçok yapıdan oluşuyor.
3. 20. yüzyılın ilk on yılında, Batılı yazarlar ellerinde kesin hiçbir kanıt olmaksızın Çin Seddi'nin Ay'dan görülebildiğini ilan ettiler. Seddin uzunluğu da çoğu zaman abartıldı. Uzmanlar 2700 kilometre uzunluğunda olduğunu söylese de Çin'deki sınır surlarının uzunluğuna ilişkin kesin bir rakam yok, çünkü hâlâ ölçüm yapılmamış çok fazla bölüm var.
Köpekler hakkında yanlış bilinen;
1 köpek yılı 7 insan yılına eşdeğerdir ve köpeklerin yaşını hesaplamak için 7 ile çarpmak gerekir.
Doğrusu;
Kedi ve köpek yavrularının insana göre daha hızlı büyüdükleri doğrudur ama bu büyüme 2 yaşından sonra yavaşlar ve aynı ivmeyle devam etmez bu nedenle bir yılı 7 ile çarparak doğru ve kesin bir sonuç elde etmek mümkün değildir.
Yanlış;
5 duyumuz vardır.
Doğrusu,
klasik bilinen; görme, tat alma, işitme, koku alma, ve dokunma duyularımızın haricinde bilinen 4 duyumuz daha vardır; Isı duyusu, Denge duyusu, Ağrı duyusu, İçalgı; (Vücudunuza ait uzuvların nerede olduğunu, görmeden hissedebilme algısı.)
Yanlış;
Eskimolar buzdan evlerde yaşar.
Doğrusu;
Sadece Kanada eskimoları buzdan evlerde yaşarlar, diğer eskimoların evleritaşdan yada hayvan derisinden yapılmıştır.
Yanlış;
Suyun rengi yoktur.
Doğrusu;
Su renksiz değildir. Çok soluk olsa da suyun rengi mavidir.
Yanlış;
Deve kuşları kafalarını kuma gömerler.
Doğrusu;
Asla bir deve kuşu kafasını kuma gömerken görülmemiştir.
![]() | |
Bukalemunlar ortama uyum sağlamak için renk değiştirirler.
Doğrusu;
Bukalemunlar renklerini ortama uyum sağlamak için değiştirmezler. Bukalemunların rengi kendi ruh hallerine göre değişir.
Dünya' nın En iyi Saklanan 5 Sırrı
KFC'nin 11 şifalı otu ve sosları..
KFC firmasının menü sırları 1930'lu yıllarında benzin istasyonu işleten Harland Sanders'ın müşterilerine sattığı tavuklardan geliyor. Kentucky Corbin'den çıkan bir başarı hikayesi. 1936'da savaş sırasında askere katılmamasına rağmen başarılarından dolayı eyaletinden madalya bile almış.
Bu alandaki başarılarını devam ettiren Sanders bir restoran zinciri kurmaya başlar ama asıl şirketin en büyük kozlarından biri 11 şifalı ot ve özel sosları olur.
Kim biliyor?
Coca Cola firmasında olduğu gibi sadece 2 yönetici bu sırrı biliyor.
Nasıl sır olarak saklanabiliyor?
KFC'nin ana şirket binasında sır saklanıyor. Görevimiz Tehlike'den Tom Cruise gelse bu formülü alamayabilir çünkü çok iyi bir şekilde korunuyor. Ana üssteki güvenlik şefinin açıklamarına göre, sırrın korunduğu yerin tanımı şöyle: "2 metre kalınlığında duvarları olan bir oda, heryeri kameralarla dolu, 7/24 silahlı görevliler hazırda tutuluyor, 2 farklı anahtarı, 2 farklı PİN şifresi"
Evet bunlar bir tavuk için yapılıyor ama dünyanın en çok tavuk satan firması olduğu düşünülünce garip kaçmıyor.
Coca Cola'nın formülü..
Dünyanın en çok kâr eden şirketlerinden Coca Cola'nın formülünü ölesiye saklamasından daha doğal birşey yoktur. Birçok kola markasına rağmen hala dünyanın lideri konumundadır. İçindekileri herkes merak ediyor ama sadece bilinenlerden kabarcıklı su, yüksek oranda fruktoz mısır şurubu, kafein ve kahverengi boya maddesinin olabileceği.
Formülün bu kadar sıkı korunmasına karşın 1970'de Hindistan'da bir firma Coca Cola'nın formülünü açıklamıştı. Bu şirket daha sonra iflas etti ve dava üstüne davalarla karşılaştılar. Coca Cola şirketinin haleflerinden biri boşanırken eşi tarafından talep edilen orjinal kola formüllerini talep etmişti. Şirket bu olayıda çözerek formüllerin varlığının gerçek olmadığını ortaya çıkarmıştı.
Kim biliyor?
Sadece dünyada 2 kişi. Söylentilere göre 2 kişide formülün yarısını biliyor ve ancak birlikteyken gerçek formül ortaya çıkıyor.
Nasıl sır olarak saklanabiliyor?
Formülün orjinali ve kopyaları Atlanta'daki SunTrust Bankasında tutuluyor. Bu sırrın iyi saklanması için şirket SunTrust Bankasına 48.3 milyon dolar bir pay ayırmış. Coca Cola şirketinin politikaları arasında sırrı bilen 2 kişinin aynı uçaklarda seyahat etmesi yasak.
Bütün bu sırra rağmen kolanın içinde coca bitkisinden bir katkı olduğu biliniyor. (Kokaininde yapıldığı bir bitki.)
Oliver Cromwell'in kafasının olduğu yer..
Oliver Cromwell 1600'lü yıllarda İngiltere'de monarşik yapıyı tek başına sona erdiren önemli isimlerden biri. Cromwell'in doğal nedenlerden dolayı ölümünden sonra monarşik yapı tekrar kurulmuştur. Kral II. Charles'ın emriyle mezarı kazılarak ölü olan Cromwell'in tekrar öldürülmesi emri gelmiştir.
Cesedini 12 saat ipte asılı tutan Kral Charles Cromwell'in başını kestirtmişti. Daha sonra Cromwell'in kellesi müze tarafından devralındı daha sonra ise bir koleksiyoncuya satıldı.
Kellenin son sahibi 1957 yılında ölünce oğlu kelleyi saklamak istemedi ve gömmek için uygun bir yer aradı. Başı gömmek için 3 yıl yer arayan aile sonunda bunu gerçekleştirebildi. Şuan ise 2 kişi kellenin yerini biliyor.
Kim biliyor?
Cambridge Üniversitesi'nden 2 profesör.
Nasıl sır olarak saklanabiliyor?
Mezarın üstünde bir işaret yok ama yakınlarında mezarın yönünü gösteren bir işaret var. Bu sır sadece profesörlerden profesörlere aktarılabiliyor.
Çiftçinin hava durumu almanağı'ndaki formülleri..
Çiftçinin Almanağı içinde çok ilginç hikayeler, söylentiler ve daha fazla bilgi içeren bir kitap. Bu almanakta çiftçilerin hava durumu tahminlerine ilişkin anahtar bilgiler yer alıyor.
Bu önemli formül 1792'de almanağın sahibi Robert B.Thomas tarafından geliştirilmiş. Matematik ve astronomik kodlar içinde barındıran formülün güneş, dalga ve bitkilerin aktivitelerine göre yazıldığı biliniyor. Bilim çevreleri her ne kadar uzun soluklu hava tahminleri için bu formülün kullanılamayacağını söylesede bugün bu tüyolar çoğu çiftçi tarafından kullanılıyor.
Kim biliyor?
Çiftçi Almanağı'nın editörü Sandi Duncan ve adı bilinmeyen bir yazar.
Nasıl sır olarak saklanabiliyor?
Formül siyah bir kutunun içinde New Hampshire'da tutuluyor. İşte bu videoda nasıl korunduğu gösteriliyor. 200 yıllık bu sır formül yüzde 80 doğruluk payıyla hava durumu tahminleri yapabilmemize yarıyor.
Deniz maymun'ları..
Günümüz çocuklarının yeni gözdesi deniz maymunları suya attığınız tohumların gelişmesiyle birer canlı haline geliyorlar. Aslında deniz maymunları denilen canlılar gelişememiş donmuş salamura karidesten ibaret.
Bu canlılar Harlod von Braunhunt tarafından 1957 yılında bulundu. O zamanlar çocuklar için oyuncak olması için birkaç dakikada sperm şeklinde canlanan hayvanlar olarak tanıtılmıştı. Ama su maymunları o zamanlar hemen canlanıp çokta çabuk ölüyorlardı. Nobel ödüllü bilimadamı Braunhut bu buluşunu ilerletme kararı aldı ve su maymunlarını daha uzun yaşatmayı başardı. Braunhut bugn 75 yaşında ve hala şirketinin başında.
Kim biliyor?
Harlod von Braunhunt ve karısı Yolanda
Nasıl sır olarak saklanabiliyor?
Şirket ve buluşlar ne kadar ilerlese ilerlesin Braunhut formülünü karısından başka kimseye söylemedi. Şirketteki en güvendiği yardımcılarının binlerce kez sormalarına rağmen hep reddetti.
Braunhunt'un bu kadar iyi sır saklayabilmesi olarak Nazi olması gösteriliyor. Kazandığı bütün paraları Ari ırkının geliştirilmesine harcamıştı. Etnik olarak Yahudi kökenli olan Braunhunt'un su maymunu buluşunun asıl nedeninin Naziler için deniz altında yaşayabilen süper askerler yaratmak olduğu söylentiler arasında.
Melez Hayvanlar
Leopon = Leopar + Aslan
Dişi aslan ve dişi leoparın (burada bir kavram kargaşası var) çiftleştirilmesinden oluşan leoponun başı aslana benzerken, geri kalan gövdesi de leopara benziyor. İlk leopan 1910 yılında Hindistan’da yetiştirilmiştir.
Cama = Deve + Lama
Deve ve lamanın çiftleştirilmesinden doğan bu melez hayvan, 1955’ten beri türünün tek örneğini oluşturuyor. Camalar, lamaların kabarık tüylerine ve develerin çöle dayanıklı ayaklarına sahipler. Ayrıca uzunluk olarak kulakları deve ve lamaların arasındadır.
Liger = Aslan + kaplan
Liger, erkek kaplan ile dişi aslanın melez çaprazlanması sonucu ortaya çıkan bir türdür. Büyük bir aslana benzeyen ‘liger’ın üzerinde çizgiler vardır. Dünyadaki en büyük kedilerden olan liger, aynı zamanda yüzebiliyor.
Liger, erkek kaplan ile dişi aslanın melez çaprazlanması sonucu ortaya çıkan bir türdür. Büyük bir aslana benzeyen ‘liger’ın üzerinde çizgiler vardır. Dünyadaki en büyük kedilerden olan liger, aynı zamanda yüzebiliyor.
Zebroid = Zebra + At
Zebra ve atın çiftleşmesiyle meydana gelen ender hayvanlardan biri. Ayrıca doğada da eşine oldukça az rastlanan bir tür. Buna karşılık 19’uncu yüzyıldan beri çiftleştirilmeye çalışılıyor.
İlginç Olasılıklar
&Mekanik Tamirat Kuralı
Elleriniz yağa bulaştığında, burnunuz kaşınmaya başlar ve acil tuvalete gitmeniz gerekmektedir.
&Yer Çekimi Kuralı
Yere düşen her şey en zor ulaşılabilecek noktaya yuvarlanır.
&Yanlış Numara Kuralı
Yanlışlıkla çevirdiğiniz bir telefon numarası hiçbir zaman meşgul çalmaz ve biri daima cevap verir.
&Mazeret Kuralı
Patronunuza işe geç kalma sebebinin patlak lastik olduğunu söylerseniz ertesi sabah lastiğinizi muhakkak patlak bulursunuz.
&Değişkenlik Kuralı
Eğer trafikte şerit değiştirirseniz, eski şeridiniz şimdi bulunduğunuzdan daha hızlı akar. (Bu hep böyledir)
& Banyo Kuralı
Vücudunuz tamamen ıslandığında telefon çalar.
& Yakın Tesadüf Kuralı
Beraber görülmek istemediğiniz biriyle beraberseniz tanıdığınız biriyle karşılaşma ihtimali tavan yapar.
& Sonuç Kuralı
Birine bir aletin çalışmayacağını ispat etmeye çalıştığınız zaman o alet çalışır.
& Biomekanik Kuralı
Kaşınma katsayısı vucudunuzda ulaşılması zor olan yerlerde en yüksektir. Şekilden şekile girersiniz.
& Tiyatro Kuralı
Ne olursa olsun koridordan en uzak sandalyenin sahipleri en geç gelir.
& Starbucks Kuralı
Bir kahve içmek için oturduğunuzda patronunuz sizden bir görev ister ve bu görev süresi kahve soğuyana kadardır.
&Murphnin Soyunma Odası Kuralı
Eğer soyunma odasında sadece iki kişi varsa, onların soyunma dolapları bitişiktir.
& Yüzey Kuralı
Tereyağlı ve reçelli ekmeğinizin yeni yaptırdığınız veya aldığınız halıya düşme ihtimali, halının pahalılığı ve yeniliği ile doğru orantılıdır.
&Mantıksal Tartışma Kuralı
Neyi konuştuğunuzu bilmiyorsanızher şey olabilir.
&Brown'un Fiziksek Görünüm Kuralı
Papuç ayanıza tam geldiyse, o papuç çirkindir..
&Wilson'ın Pazarlama Stratejisi Kuralı
Gerçekten çok sevdiğiniz bir ürünü bulup aldığınızda, o ürünü üretmekten vazgeçerler.
&Doktorların Kuralı
Eğer kendinizi hasta hissedip doktor randevusu alıp gittiğinizde aniden iyileşirsiniz. Eğer randevu almazsanız hastalık devam eder.
& Olasalık Kuralı
Birisi tarafından seyredilme olasılığı yaptığınız işin aptallık katsayısıyla doğru orantılıdır.
Tarihi Yok Eden 5 Acımasız Olay
1. XIV. Louis'in kalbinin yemek olarak kullanılması.
Louis 72 yılı aşan bir süreyle Fransa’nın kralıydı, Avrupa tarihinin en uzun süre kral kalan kişilerinden biriydi. Güç ve refahın öncüsü olarak bilinen kral aynı zamanda da mutlak padişahlığı tanımlamıştır.
Fransız Devrim’i sırasında bir nedenden dolayı köylüler Krallık Mahzenine girerek Louis’in mumyalanmış kalbini çalarlar. Neden yaptıklarını bilmiyoruz. Bütün zorluklara rağmen kalp sağlam ve tek parça halinde İngiltere’ye ulaşır.
Sonunda Rahip William Buckland’ın eline geçer bu kalp. Tabi ki Buckland elindekinin değerini anladı ve bir müzeye….
Bir dakika, esasında onu yedi.
Ne düşünüyorlardı?
Buckland egzotik yemekleri çok seviyordu. Yediği en değişik yemeklerin arasında fil hortumu ve zürafa rostosu vardı. Fransız kralının kalbi eline geçene kadar damak tadı yavanlaşmıştı. Tat duygusunu canlandırmak için yamyamlıktan daha iyi ne olabilir?
Ayrıca rahip öldükten sonra başka bir hayat olmadığından şüphelenmeye başlamıştır ve uzun zaman önce ölmüş olan bu kralın kalbini yemek ona ölümsüzlüğü vereceğini düşünür.
Buckland kalbi Noel yemeği olarak hazırlattı. Kalbi ızgara yaptırdığını ve yanına fasulye istediğini biliyoruz ama hangi şarabı içtiğine dair bir fikrimiz yok.
2. Paha biçilemez Beyaz Saray eşyaları bahçe satışında.
Amerika başkanlarının evinin Partenon gibi tarihsel bir değeri yok ama Amerikalıların bu binaya karşı hassas noktaları var. Batı dünyasında demokrasi ve özgürlüğün simgesi olan bu binanın koridorlarında tarihin önemli adamları yürümüştür. Modern tarihte çok önemli bazı sahnelere de ev sahipliği yapmıştır.
Ama orada yaşamanız gerektiğini bir düşünün. Etraftaki bütün gereksiz eşyalara bakın. Yeni başkan kendi elektronik oyuncakları ve plazma televizyonu için nasıl yer açacaktır? Eğer Chester A. Arthur iseniz, bütün eşyaları çok çok düşük bir fiyata açık arttırmada satabilirsiniz.
Ne düşünüyorlardı?
Bu açık arttırma Sotheby gibi –parçaların milyon dolarlara satıldığı ve müzelerde saklanan – kaliteli bir açık arttırma değildi. Bu, “bütün eski eşyalardan kurtulmalıyım” tarzında bir açık arttırmaydı.
Başkan Arthur modayı takip eden bir insandı.
Yönetici Köşkünde duran bütün eski moda eşyalara dayanamadı. 1881 yılında Arthur tek mantıklı şeyi yaptı: Tonlarca eşyayı, porselen takımları ve Abraham Lincoln’un bazı kıyafetlerini neredeyse bedavaya sattı. Satılan eşyalardan çoğu bulunamamıştır ve şu anda paha biçilemez değerdedirler. İyi haber: Eski sandıklarınızın içinde Abraham Lincoln’un iç çamaşırı olabilir. Kötü haber ise: Kanıtlamak için çok uğraşmanız gerekebilir.
3. Ortaçağ koro kitaplarının lamba yapımında kullanılması.
Bir zamanlar kağıt herhangi değerli birşeyden daha pahalıydı. Bu yüzden çok fazla kitap yoktu o zamanlar ve ne yazık ki bugünlere de gelemediler. Bazı önemli eserler zamanın, havanın ve nemin yıkıcı etkilerinden sağ kurtulmuştur.
Ortaçağda koroda şarkı söyleyenlerin kendi kitapları yoktu ve bu yüzden çok değerliydiler. Papazlar herkesin görebileceği şekilde kocaman kitaplar yaparak bu durumun üstesinden geldiler. Bunları yapmak çok zaman alıyordu – buzağı derisinden yapılan parşömen geriliyor ve hazırlanıyor, nota ve sözleri elle yazılıyordu. Bunun sonucunda ise inanılmaz güzel ortaçağ eserlerleri ortaya çıkıyordu. Bugünlerde müzeler onlara özel gösterimler hazırlamak için yıllarını harcıyor.
Ne olduğunu bilmediğiniz bu paha biçilemez kitapların elinize geçtiğini düşünün. Korumak için parçalara ayırıp, kesip, lamba yapmaktan daha iyi bir çözüm olamaz.
Ne düşünüyorlardı?
Gerçekten güzel lamba oluyorlar.
Bu William Randolph Hearst’ın kişisel hobisiydi ve California’daki Hearst Kalesinde birçok bu tip örnek vardır.
Belki zengin ve sıkılmış olmanın bir sonucudur. Sadece koro kitapları da değil – Hearst aynı zamanda Xian Dynasty Cin vazolarından ve 1500’lü yıllarda Katolik Kilise’de kullanılan orjinal dökümanlardan da abajur yapmıştır. Müze gezmesinin yasaklandığını düşünüyoruz.
4. Mumyaların ateş yakmak için kullanılması.
Mısır mezarlarını bulmak ve korumak için çok büyük projeler başaltıldı. Binlerce sene önce mumyalanmış insanlar araştırmacılara birçok bilgi ve geçmişe paha biçilemez bir kapı açıyor.
Bu kadar saplantılı bir korumaya rağmen bugün mumyaların sayısı çok fazla değil. Peki neden?
Çünkü birçoğu çıra niyetine kullanıldığı için.
Ne düşünüyorlardı?
Mumyaları ölü firavunlar gibi düşünmeyi tercih ediyoruz ama o zamanlarda cenazeniz için mumyalanmak da bir seçimdi. Hatta birçoğu bütün hayatları boyunca bunun için para bile biriktirmiş. Karşılayamayanlar bile kuru sıcak ve kumlardan dolayı doğal bir mumyalamaya sahip oluyorlardı.
Mumyalamayı bıraktıkları zaman Mısırlıların milyonlarca mumya vardı. 1800’lerde insanlar sokaklarda mumyalara takılıyordu. Hatta Mısır’da ağaçlardan çok mumya vardı. Havalar soğuduğunda ve yakacak hiç odunları kalmadığında, biri mumya yığınına bakmış ve kafasında bir ampül yanmış.
Stoklarında çok mumya olduğu için bir problem görmemişler ilk başta ama bir süre sonra stokları çok azalmış. Peki bu olay onları tarihi eserlere karşı saygı göstermeye itmiş mi? Tabiki hayır!
Mumyaları çıra gibi kullanmaya devam etmelerinin yanı sıra, onları ilaç yapmak için öğütmüşler ve kağıtlarını Batı’daki kağıt fabrikalarına satmışlar – onlarda ambalaj kağıdı yapmışlar ama bu kağıtlar insanlara kolera bulaştırıp öldürdüğü için durdurulmuş. Bir sure Mısır’daki trenler kömürler değil, mumyalarla çalıştırılıyordu.
5. Stonehenge Taşlarının inşaat malzemesi olarak kullanılması.
Bir arkadaşınızın evine gittiğinizi ve evin önünde taşların üzerinde eski bir araba gördüğünüzü düşünün. Sonra farkediyorsunuz ki arkadaşınız taşlar yerine tarihi eser kullandığını.
Stonehenge taşlarından bir bölümü kayıp ve nerede kullanıldığına duyunca güleceksiniz.
Stonehenge’in ne olduğunun tartışması yüzyıllardır devam ediyor. Teoriler arasında ise bir mabet olduğu veya Merlin ve yaratıklarının yarattığı bir hile olduğu var.
Arkeologlar yapının milattan önce 3000 ila 2500 yılları arasında inşa edildiğini düşünüyor. İnsan eliyle yapılmış en eski yapılardan ve en ünlülerinden biri olduğu kesin.
Çoğu insanın farketmediği şey ise, bu yapının en önemli parçasının kayıp olduğu. Birkaç yüzyıl öncesinin çizimleri yapının bir tepesi olduğunu göstermişti. Uzmanlar bu taşları bulmayı saplantı haline getirmiş durumdalar çünkü bu taşlar bu yapının gizemini çözebilir.
Arkeologlar bulduklarını düşünüyorlar. Başka bir dinden olan mezhepler mi almıştı? Dünya dışı varlıklar mı almıştı?
Hayır! Görünüşe göre birkaç yüzyıl önce birkaç insan taşı yerinden almışlar çünkü inşaatlarında taş eksikmiş.
Ne düşünüyorlardı?
Açıkçası kimse bilmiyor. Oysa ki İngiltere’de taş eksikliğide yok.
Bir nedenden dolayı İngilizler önemli tarihi eserlerden sıradan birşeyler inşa etmeye bayılıyorlar, aynısını Hadrian’ın Duvarına da yapmışlardı. Bu duvar İngiltere’nin kuzeyinde Romalılar tarafından inşa edilmiş 2,000 yıllık bir duvar, şimdi bu duvarın parçalarını yakınlardaki ev ve kiliselerde görebilirsiniz.
Neredeyse 5000 yıldır ayakta duran bir yapı ile tuğla duvar ayrı şey. Bu yapının önemini 1600’lü yıllarda yaşayanlar bile biliyordu.
Kar Tanesi ve Bilinmeyenler
1. Tıpkı elmas ve tuz gibi kar da bir mineraldir.
2. Öğretmenlerin bize söylediği yanlışlar: Çoğu kar tanesi çocukların katlanmış kâğıtlardan kestikleri dantelimsi şeylere benzemez. Kar taneleri genelde oldukça simetrik kristal parçaların bir araya gelmiş hâlidir.
3. Birbirine aynen benzeyen hiç kar tanesi yoktur mu zannediyorsunuz? İşte bu da bir başka yalan. Pek çok kristal gelişim döneminde neredeyse tamamen aynıdır ve tamamen gelişmiş olanlar da birbirlerine oldukça benzer.
4. Bir kar kristali kalınlığının 50 katı kadar büyük olabilir. Yani kristaller laboratuvar ortamında 5 santim olarak geliştirilse genellikle bir parça kâğıttan daha ince olurlar.
5. Neredeyse bütün kar kristallerinin ortasında volkanik bir külden dış dünyadan bir partiküle kadar herhangi bir şey olabilecek minik bir toz parçası bulunur.
6. Kristaller o noktanın etrafında büyüdükçe şekilleri nem, sıcaklık ve rüzgâr sebebiyle değişir.
7. Yere yeni düşmüş bir kar tanesi genelde yüzde 90 – 95 havadır ve bu yüzden de kar taneleri çok iyi ısı yalıtkanlardır.
8. Karlı şimşek -görülebilir yıldırımların düştüğü tipiler- oldukça nadiren görülür. Ancak bazı bilim adamlarına göre tüm yıldırımlar görünmeyen kardan çıkar. Bu teoriye göre bulutlardaki buz kristalleri çarpışarak elektrik üretir.
9. Guinness Dünya Rekorları’na göre kaydedilen en büyük kartanesi 38 santim boyundaydı ve 1887 senesinde Fort Keogh, Montana’ya düştü.
10. Zaman zaman kırmızı, sarı ya da siyah kar düştüğü raporları da geliyor. Bunların sebebi büyük ihtimalle polen, rüzgârla savrulan toz ya da kül ve is.
11. Kırmızı karı yememeniz gerek. ‘Karpuz kar’ adı verilen kırmızı renkli bu parçalar taze karpuz gibi kokuyor ve renklerini buzda gelişen pigmentli bir algden alıyor. Karın tadı muhteşem ancak yedikten sonra uzunca bir süre tuvaletten çıkamayabilirsiniz.
12. Kayak ve kar arabası sevdası sebebiyle Amerika Birleşik Devletleri’nde çığ ölümleri son elli yılda inanılmaz derecede arttı. Geçtiğimiz on yıl içerisinde yaklaşık 270 kişi bu şekilde öldü ve bu insanların beşte biri Colorado’da kaza yaptı.
13. Fısıldaşmaya hiç gerek yok: Bağırmak, şarkı söylemek ve başka şekillerde yüksek ses çıkarmak çığı tetiklemez.
14. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki en beyaz yer Valdez, Alaska. Meşhur yağ dökümünün olduğu yere oldukça yakın olan bu kent, yılda en az 8 metrelik kar topluyor.
15. Ancak kutuplarda çok fazla kar yağmıyor. Oradaki çoğu kar fırtınası, önceden yağmış karların esmesinden kaynaklanır.
16. Antartika’da sert ve düz kar ses dalgalarını büyük bir yeterlikle yankılandırabilir. Bazı araştırmacılar insan seslerini 1600 metreden duyduklarını söylüyor.
17. Inuit kültürün kar kelimesi için yüzlerce karşılığı olduğu efsanesine inanmayın. Çoğu dilbilimci çok fazla sayıda Inuit diyalekti olduğunu ve bir kelimeyi ayrıştırmak için farklı farklı kelimelerin kullanıldığını ifade ediyor.
18. ‘Kar tanesi Bentley’ 1885 senesinde kar kristallerinin ilk fotoğrafını bir mikroskoba körüklü kamera bağlayarak çeken ilk kişidir. 5000 kadar muhteşem kar kristali resmi çektikten sonra zatüreden öldü.
19. Fazla kar insanı deliye çevirebilir. Kuzey kutbunda yaşayan insanlarda görülen ve pek anlaşılmayan bir hastalık olan Pibloktoq, ekolali (duyulan kelimeleri mantıksız bir biçimde tekrar etme) ve kar içinde çıplak bir biçimde koşma gibi pek çok farklı semptoma sebep olabilir.
20. Büyük don: ‘Kartopu Yerküre’ teorisine göre yaklaşık 600 milyon yıl önce gezegenimiz tamamen kar ve buzla kaplıydı. Kimileriyse insanların böyle bir iklimde asla yaşayamayacaklarını söylüyor.
Pi Sayısı
Yunan alfabesinin 16. harfidir. Bu harf, aynı zamanda, Yunanca çevre (çember) anlamına gelen "perimetier" kelimesinin de ilk harfidir. İsviçreli matematikçi Leonard Euler, 1737 yılında yayınladığı eserinde, daire çevresinin çapına oranı söz konusu olduğunda, bu sembolü kullandı. Leonard Euler'den önce gelen bazı matematikçiler tarafından da, bu sembol kullanılmıştır. Ancak, Leonard Euler'den sonra gelen, tüm matematikçiler bu sembolü benimseyip kullandılar.
Kaynaklar pi sayısı için, ilk gerçek değerin, Archimedes tarafından kullanıldığını belirtir. Archimedes; pi sayısının değerini hesaplamak için bir yöntem vermiş ve pi değerini 3+1/7 ile 3+10/71 arasında tespit etmiştir. Bu iki kesrin ondalık sayı karşılığı 3,142 ve 3,1408 dir. Bu iki değer, pi sayısının, bugünkü bilinen gerçek değerine çok yakın olan bir değerdir. Ancak Archimedes'in gençlik yıllarında Mısır'da uzun bir süre öğrenim gördüğünü hesaba katarsak Babilliler'in çok eski zamanlardan beri, kullanılan yaklaşık bir bilgiye sahip oldukları anlaşılmıştır. Genel olarak pi=3 değerini kullanıyorlardı. Bazı tabletlerde pi=3,125 değeri ne de rastlanılmıştır. Aydın Sayılı, adı geçen eserinde, "Mezopotamyalılar'da, idealleştirilmiş çemberlerle üçgenlerdeki geometrik münasebetler aracılığıyla, çözümlenen problemlerde teorikleştirilmiş ve soyutlaştırılmış bir durum mevcuttur" der. Böyle problemlerde sonuç hesaplanırken pi sayısı için, değerinin kullanılmış olduğunu belirtir.
Bu değeri; Mezopotamyalılar takribi sonuçlar için kullanmaktaydılar. Daha iyi yaklaşık sonuçlar elde etmek istedikleri zaman pi=3,125 değerini uygularlardı. Ancak pi sayısının; Mısırlılar'ınkinden ve Susa tabletlerinin gösterdiği değerden oldukça daha iyi bir değeri, ilkin Archimedes tarafından bulunmuştur. Kaynaklar; Mezopotamyalılar, yamuk alanı hesabı ile, silindir ve prizma hacim hesaplarını bildiklerini ve pi için de 3 değerini kullandıklarını belirtir. Fakat eski Babil çağına ait olup, Susa'da bulunmuş olan tabletlerde pi için kabul edilen değerin 3,125 olduğu anlaşılmaktadır.
Bir dairede, dairenin alanı ile çap arasında, ya da dairenin çemberi ile çap arasında sabit bir oranın var olduğu, ilk kimler tarafından ve ne zaman keşfedildi, bu kesin olarak bilinmiyor. Elimizdeki en eski kayıtta, M.Ö 1650 civarında Ahmes adlı Eski Mısır'lı bir katibin yazmış olduğu ve Rhind Papirüsü adı verilen belgede, şöyle deniliyor: "Çapın 1/9'unu kes ve kalanının üstüne bir kare çiz; bu alan dairenin alanının aynısıdır." Burada, dairenin alanı ile çap arasında sabit bir oranın varlığı belirtilmiş olmakla birlikte, günümüzdeki anlamda bir ? sayısının varlığının bilincinde olunduğu kuşkulu.
Matematik tarihçileri arasında genel kanı, Eski Mısırlıların, çemberin uzunluğunun çapın uzunluğuna oranını 256/81=3,16049. olarak kabul ettikleri şeklindedir. Bu sayı, bugün 54 milyar basamağa kadar hesaplanmış olan pi sayısının ilk 5 basamağının 3,14159 olduğunu hatırlarsak, pi sayısının değerinin hesaplanmasındaki hata oranının, daha M.Ö. 1650'lerde yüzde 1'in altına düşmüş olduğu anlamına geliyor. Eski Grek'ler döneminde, Anaksagoras (M.Ö. 500-428) ile başlayıp Antiphon ve Bryson ile devam eden çalışmalarda, bir çemberin içine çizilen eşit kenarlı çokgenlerin alanıyla pi sayısının hesaplanması çalışmaları başladı. Eski Greklerin yaptığı çalışmalarda söz konusu sabite, pi sayısı adı verilmiş değildi; yazılarda, çap ile çember uzunluğu arasında çarpan olan "o sabit sayı"dan bahsediliyordu. Düzgün çokgenlerle, köşe sayısını her adımda ikiye katlayarak, hızla daireye doğru yaklaşılabileceği ve düzgün çokgenin alanı hesaplanıp çapa bölünerek pi sayısının giderek daha da yüksek duyarlılıkla hesaplanabileceği yukarıdaki örneklerden de görüleceği üzere, açıktır. Ancak unutulmamalı ki, MÖ 4. yüzyıldan bahsediyoruz: Modern hesap araçlarının yokluğunu bir yana bırakın, büyük hesaplama kolaylığı getirmiş olan 10'lu Hind-Arap sayı sistemi dahi henüz ortalıkta yok.
Pi sayısında 3,14159... hassasiyetine ulaşanlar Çin'li Tsu Ch'ung-chih ve oğlu Tsu Keng-chih'dir. Çemberin içine tam 24 526 köşeli bir çokgen çizip hesabı yaptılar ve pi 'nin değerini 355/113 olarak buldular. Belli ki, düzgün bir altıgenle başlayıp köşe sayısını art arda 12 kez ikiye katlamış olmalılar.
Evet, örneğin bir konserve kutusu alarak çevresini ve çapını ölçüp oranlarsak, pi 'ye yakın bir sayı buluruz. Tarihsel yöntem bu idi. Ancak günümüzde pi'nin değeri çok sayıda farklı yöntem ile hesaplanmakta olup, daha öncede belirttiğimiz gibi 54 milyar basamaktan daha büyük bir duyarlılıkla hesaplanmış durumda.
Bu arada, "o sabit sayı"ya pi adını, 1650'lerden itibaren birkaç kez kullanıldığı görünmekle birlikte, standard kullanım haline gelmesi, 1737'de Euler'in pi'yi benimsemesinden sonra olmuştur.
Giyotin
Giyotin, idam mahkumunun kafasını üst taraftan kesmek prensibiyle yapılmış bir çeşit idam aracıdır. Giyotin ilk kez 1792 yılında Jacques Nicholas Pelletier adlı bir hırsızı idam etmek için kullanılmıştır.
Giyotin,Fransız Devrimi ile adını duyurmuştur. Kendisinden çok önce, Avrupa'nın uzun yıllar kullandığı giyotin benzeri araçlar bulunsa da Fransız yapımı demir bıçak bir idam biçimi olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Alet, adını mucidi Dr. Joseph-Ignace Guillotin'den alır. Bir doktor olan Guillotin aynı zamanda bir meclis üyesidir. İdam cezalarını infaz etmek için bir makine tasarlar. Amaç daha "insancıl" ve eski rejimden daha modern, daha devrimsel bir idam cezası uygulamaktır.
Fransa'da giyotinden önce soylular genellikle kılıçla ya da baltayla idam ediliyordu. Bunun yanında asılma da yaygın bir idam biçimiydi. Tüm bunların yanında çok acı veren yakılma ve eziyet içeren cezalar da bulunuyordu. Bu, giyotine göre eski ve geri kalmış yöntemlerde idam bir anda gerçekleşmiyor, acı verici bir süreç oluyordu. Hatta bu dönemde, ölüm acısız ve hızlı olsun diye kurbanın ailesi cellatlara para bile teklif ediyordu. Tüm bu şartlar altında devrimini gerçekleştiren Fransa, ölüm cezalarını da modernleştirmeliydi, bunlarla birlikte 20 Mart 1792'de giyotin resmi olarak Fransa'nın idam aleti haline geldi. 1939'da kullanımı durduruldu fakat Fransa'nın 1981'de idam cezasını kaldırmasına dek resmi idam aleti olarak kalmayı sürdürdü. Bu döneme dek idamlar ya giyotinle ya da kurbanlara tüfekle ateş edilerek infaz edilirdi.
Antoine Louis (1723-1792), Chirurgicale Akademisinin bir üyesiydi ve giyotin konseptini ilk olarak gerçekleştiren insandı. Geliştirdiği bu alete "lousion" ya da "loisette" deniyordu ve giyotinin atası sayılırdı. Kurbanın kafasını tutan iki parçalı tahta (lunette) ve belirli bir açıya sahip bıçak, Louis'in makinasında da bulunuyordu.
Giyotin ilk kez Nicolas J. Pelletier'in idamında, 25 Nisan 1792 tarihinde kullanıldı.
Mucit Guillotin hakkında yayılmış bir mit ise kendisinin, mucidi olduğu giyotinle öldürüldüğüdür; ancak, bu yanlıştır. Dr.Guillotin 26 Mayıs 1814'te doğal sebeplerden ötürü ölmüştür. Guillotin, aletin ve idam şeklinin kendi soyadıyla anılmasından rahatsız olmuş ve soyadını değiştirmiştir.
Fransa'da Giyotin
Haziran 1793 - Temmuz 1794 arası Fransa'da "Terörün Tırmanışı" ya da kısaca "Terör" olarak adlandırılır. Monarşinin çöküşünün ardından yaşanan karışıklık, yabancı monarşist güçler tarafından saldırıya uğrama korkusu ve monarşi sonrası karşı-devrim partileri Fransa'yı tamamiyle bir paranoyaya sürükler. Devrimin gerçekleştirdiği demokratik reformların birçoğu bu dönemde iptal edilir ve giyotinli idamlar başlar. Bu dönemde Maximilien Robespierre, hükümetin en kuvvetli adamlarından biri haline gelir ve Terör'ün simgesi sayılır. Devrim Mahkemesi, binlerce insanı giyotine sürükledi. Asiller ve halk, entelektüeller, politikacılar, fahişeler... Herkes her an idam edilebilirdi. "Madam Giyotin" olarak anılan bu makineyle tanışmak için "cumhuriyet karşıtı" ifadesi bile yeterliydi. Giyotin, "Madam Giyotin" dışında "Ulusal Jilet" olarak da adlandırılmıştır. Tahminlere göre ölü sayısı 15.000 ile 40.000 kişi arasındadır. XVI. Louis ve kraliçe Marie Antoinette 1793 yılında idam edilir. Temmuz 1794'te Maximilien Robespierre de giyotinle idam edilir.
Bu süre boyunca giyotinli idamlar, idam yerine toplanan kalabalığın popüler bir eğlencesi haline gelir. Hatta bu dönemde idam saatlerinin yazılı olduğu programlar satılmaya başlanır. Her gün gelen izleyiciler en iyi izleme yerlerini öğrenirler. İdamları izlemeleri için ebeveynler, çocuklarını da getirir. Terör'ün bitimiyle bu kalabalıklar aniden dağılır. Aşırı tekrarlar bu ürkütücü eğlenceyi bile sıkıcı hale getirmiştir.
Halka açık son idam mahkumu, 6 cinayet işlemiş Eugene Weidmann'dı. 17 Haziran 1939'da şu an Adalet Sarayı olan, fakat o zaman hapishane olarak kullanılan bir binada kafası kesildi. Fransa'daki son idam mahkumu Hamida Djandoubi'dir ve 10 Eylül 1977'de cezası infaz edilmiştir. Fransa'da idam cezası 1981 yılında kaldırıldı.
Fransa Dışında Giyotin
Fransa dışında, 1792'den çok önce giyotin benzeri aletler bulunuyordu, ancak özellikle Avrupa'daki ülkeler, bu "modern" idam makinesini kullanmayı seçmiştir.
Dikkate değer bir örnek; Almanya'nın kullandığı "Fallbeil" (Düşen Balta) denen alettir. Bu alet çeşitli Alman eyaletlerinde 17. yüzyıldan beri kullanılmaktadır hatta Napolyon Bonapart zamanında geleneksel idam aleti olur.
Giyotin ve tüfekle ateş ederek öldürme Almanya'daki legal idam yollarıdır. Almanya'da 1871-1918 arasında, Weimar Cumhuriyeti'nde ise 1919-1933 yılları arasında kullanılmıştır.
Alman Federal Cumhuriyeti'nde 11 Mayıs 1949'da 24 yaşındaki Berthold Wehmeyer adlı mahkum idam edilir ve bu giyotinli son idam olur. Batı Almanya idam cezasını 1949 yılında kaldırır. Doğu Almanya idam cezasını 1987 yılında, Avusturya ise 1968 yılında kaldırmıştır. İsveç'te ise giyotinli son idam 1910 yılında gerçekleşir.
Giyotin, Amerika Birleşik Devletleri'nde hiçbir zaman kullanılmaz. 19. yüzyılda elektrikli sandalye kullanılmadan önce tartışıldıysa da devreye girmemiştir. 1996 yılında Georgia eyaletinin meclis üyesi Doug Teper, elektrikli sandalye yerine giyotin kullanımını önerir ve suçlunun organlarının hastalara bağışlanabileceğini söyler. Ancak bu öneri kabul edilmez.
Canlı Kafalar Fenomeni
Giyotinin ilk kullanımından itibaren Dr. Guillotin'in umduğu gibi hızlı bir ölüm yolu olup olmadığı tartışma konusu olmuştur. Geçmişteki idam yöntemlerinde acı çekmeyle ilgili minik kuşkular olmuştur. Ama giyotinin icadıyla, "insancıl" bir ölüm yolu olması dolayısıyla, bu konu ciddi bir biçimde tartışmaya açılmıştır. Giyotinin bıçağının kafayı vücuttan çok hızlı ayırması yüzünden kurbanın acı çekme süresini uzatması da olasıydı. Bıçağın yeterince çabuk kesmesi, beyne görece ufak bir etki yapması ve küçük bir ihtimal de olsa aniden bilinçsizlik haline geçilmesi de ihtimaller dahilindeydi.
İdamları izleyenler, hareket eden gözler ya da oynayan ağızlar hakkında sayısız hikayeler anlatırdı. Hatta Charlotte Corday'in kopmuş kafasının ensesine atılan bir tokatta bir kızgınlık ifadesi oluştuğu bile söylenmişti.
Canlı kafalar yüzünden bilimadamları bir çok deney yaptı. Ancak parmak şıklatmalara ve isimlerin telaffuzuna rağmen herhangi bir tepkiyle karşılaşmadılar. Büyük ihtimalle damarların büzülmesi, gibi bir sebepten dolayı kafaların surat ifadelerinin değiştiği söylendi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


























1963 yılında, Bruce Reynolds liderliğindeki 15 kişilik bir çete, Glasgow'dan Londra'ya giden Kraliyet Posta Treni'ni soydu.
Sinyalizasyon ışıklarını değiştirerek treni durduran soyguncular, makinist ve güvenlik görevlilerini yaralayarak etkisiz hale getirdikten sonra, toplam 12 çuvalda duran 5.2 milyon doları (7.8 milyon YTL) alarak kayıplara karıştı.
Soyguncuların izini süren polis, çetenin toplandığı çiftlikten aldığı parmak izi örnekleriyle tüm soyguncuları yakaladı. 2 çete üyesi, hapishaneden kaçmayı başarmışsa da, daha sonra yeniden yakalanarak hapse atıldı.
2. British Bank of Middle East Soygunu (LÜBNAN)
20 Ocak 1976 yılında Filistin Kurtuluş Örgütü üyeleri, başkent Beyrut'ta bulunan British Bank of Middle East'in şubesinden tam 44 milyon dolar (66 milyon YTL) çaldı.
İçeri girmek için banka duvarını patlayıcılarla havaya uçuran soyguncular, kasadaki külçe altınlar, nakit para ve mücevherleri çantalarla doldurarak olay yerinden hızla uzaklaştı.
Soyguncuların, kasayı açmak için, kasa konularında uzman Korsika asıllı soyguncularla işbirliği yaptığı öne sürülüyor.
Bugünkü değerinin yaklaşık olarak 200 milyon dolar (300 milyon YTL) olduğu tahmin edilen soygunla FKÖ'nün, 1980 yılına kadar gerçekleştirdiği tüm eylemlerini finanse ettiği de ortaya atılan diğer iddialar arasında.
3. Brezilya Merkez Bankası Soygunu (BREZİLYA)
Ağustos 2005'te Brezilya Merkez Bankası'nın Fortaleza kentindeki binasının yakınında bir ev tutan hırsızlar, buradan kasanın bulunduğu odaya kadar yaklaşık 200 metrelik bir tünel kazdı.
130 milyon doları (195 milyon YTL) alarak kayıplara karışan soyguncuların, soygun günü olarak hafta sonunu seçmesi nedeniyle, polisin olaydan ancak 2 gün sonra haberi oldu.
Soygunu 10 kişinin gerçekleştirdiğini belirleyen polisler, çeteden bugüne kadar ancak 2 kişiyi yakalayabildi. Çalınan paranın ise sadece 500 bin dolarılık kısmı bulundu.
4. Brinks Mat Deposu Soygunu (İNGİLTERE)
26 Kasım 1983 yılında, 6 silahlı kişi, Londra'daki ünlü Heathrow Havaalanı'nda bulunan yüksek güvenlikli Brinks Mat deposuna girdi. Güvenlik görevlisi etkisiz hale getirdikten sonra, hareket etmesi halinde ateşe vermekle tehdit eden soyguncular, 52 milyon dolar (78 milyon YTL) değerinde altın ve mücevher çaldı.
Çetenin, daha sonra çaldıkları altını eriterek ellerinden çıkarmayı başardığı belirtiliyor.
Bugünkü değeri yaklaşık olarak 224 milyon dolar (336 milyon YTL) olan soygundan sonra, Scotland Yard'ın hummalı çalışmaları sayesinde çetenin tamamı yakalandı.
5. Security Express Deposu Soygunu (İNGİLTERE)
1983'te bir grup soyguncu, Londra'nın doğusunda bulunan Security Express kasa merkezine silah zoruyla girerek, 12 milyon dolar aldıktan sonra kaçmayı başardı.
Bugünkü değerinin 52 milyon dolar ( 78 milyon YTL) olduğu tahmin edilen soygundan sonra çete üyeleri teker teker yakalandı.
6. Büyük Tahvil Soygunu (İNGİLTERE)
2 Mayıs 1990'da Londra'nın sakin bir caddesinde elinde tahmini değeri 584 milyon dolar (881 milyon YTL) olan hazine bonolarıyla dolu bir çanta taşıyan kurye, Patrick Thomas ve Keith Cheeseman tarafından soyuldu.
Kuryenin öldürüldüğü soygun sonrası bonolarla kaçan soyguncular, bir ihbar sayesinde kısa süre sonra yakayı ele verdi.
7. Da Vinci'nin Meryem'i (İSKOÇYA)
Ağustos 2003'te İskoçya'daki Buccleuch's Dükü'ne ait Drumlanrig Kalesi'nde sergilenen ünlü ressam Leonardo Da Vinci'nin 'Yarnwinder'li Meryem' adlı tablosu 2 kişi tarafından çalındı.
Hırsızlar, değeri 100 milyon dolar (150 milyon YTL) olan tabloyu, kalenin halk ziyaretine açıldığı saatler arasında içeri turist gibi girdikten sonra kendilerine eşlik eden rehberi etkisiz hale getirdikten sonra çaldıkları belirtiliyor.
İskoçya polisi, tabloyu geçtiğimiz Ağustos ayında Glasgow'daki bir evde buldu. Olayla ilgili olarak 3 İngiliz ve bir İskoç tutuklandı.
ğını belirtti. 65 milyon dolar değerindeki tablonun, Amerikan Federal Soruşturma Bürosu'nun (FBI) aranan sanat eserleri listesinin ilk 10'u arasında bulunduğu kaydedildi.
8. Dar El Salem Soygunu (IRAK)
Haziran 2007'de başkent Bağdat'ta bulunan Dar El Salem Bankası'na giren güvenlik görevlisi kılığındaki soyguncular, tam 292 milyon dolar (438 milyon YTL) çaldı.
Şu ana kadar soygunculardan hiçbirisini yakalayamayan güvenlik güçleri, çalınan paranın izini sürmeye devam ediyor.
9. Knightsbright Soygunu (İNGİLTERE)
Temmuz 1987'de, Cheltenham'ın kuzeydoğusunda bulunanan Knightbridges'daki kiralık kasa merkezine giren soyguncular, toplam 120 güvenlik kasasından yaklaşık 80 milyon dolar (120 milyon YTL) çaldı.
Merkezin müdürü Pervez Latif'in İtalyan Valerio Viccei ile birlikte gerçekleştirdiği soygundan sonra her iki hırsız da yakalandı, ancak çalınan değerli kağıtlar henüz bulunamadı.
10. Northern Bank Soygunu (İRLANDA)
2006'da Belfast'taki Northern Bank merkezine, rehin aldıkları merkez müdürüyle gelen silahlı soyguncular, 100 milyon dolardan fazla bir parayla kaçmayı başardı. Şu ana kadar soygunla bağlantılı 5 kişiyi ele geçiren polis, halen kayıp paraları arıyor.